Hayattan Beklentilerimiz
- yunusemrecirak1
- 19 Şub 2024
- 3 dakikada okunur
Hayattan tam olarak ne bekliyoruz? Ondan beklentilerimiz ve isteklerimiz doğrultusunda mı yaşıyoruz? O halde istediğimiz şeyler, olmayınca üzüleceğimiz şeyler mi yoksa varoluşsal olarak bizi tamamlayacak olan şeyler mi? Para mı istiyoruz mesela, huzur mu istiyoruz, aşk mı istiyoruz? Bunlar seni sen yapan şeyler mi yoksa halihazırda bulunduğumuz kimlik arayışı serüveninin bir parçası mı?
Bu örnekler de dahil hayattan her şey istenebilir, bunda bir sıkıntı yok. Asıl olay bunları neden istediğimizde. Çok zengin olmak isteyebiliriz, burada neden çok zengin olmak istediğimizi sorgulamalıyız. Lüks içinde yüzmek, sosyete bir hayat yaşamak veya tamamen israfa batık bir hayat için ise muhakkak orada bir sıkıntı vardır. O zenginliği toplumun yararına işler yapmak için kullanacaksak ve hatta toplumu kalkındıracaksak işte bu ne erdemli bir düşüncedir.
Hayattan beklentilerimiz aslında bir çok noktada bizim yaşama amacımızı da oluşturuyor. Çünkü o istek eğer bir tanrıdan isteniyorsa o hususta bir adım da atmış olunuyor. Sadece bu noktada tanrıdan doğrudan para istersek bu yanlış bir yaklaşım olur. Çünkü zenginlik senin elinde olan bir şey değil. Fakat çalışmak ve iş üretmek, bir icraatte bulunmak zaten sana az veya çok para getirecektir. Yani aslında sonuçtan çok sürece odaklanmak daha mantıklı ve olması gerekendir. İstek veya duamız için de bu böyledir. Asli isteğimizin çalışmak ve yılmamak olması bizi daha ileri bir noktaya taşıyacağından şüphem yoktur.
Bunun aynısını bütün örnekler üzerinden inceleyebiliriz. Eğer aşkı arıyorsak önce sevgi göstermeyi bilmeyi, mutluluğu arıyorsak gülümsemeyi ve cömertliği unutmamayı, sağlıklı olmak istiyorsak spor yapmaya ve sağlıklı beslenmeye odaklanmalıyız. Eğer ki kötü bir düşünceye odaklandıysak da (mesela en iyisi olma, şöhret olma, fazla lüks, gösteriş, fazla sevilme isteği gibi) bu düşüncelerin bizim beynimizi neden meşgul ettiğini düşünüp bunlardan uzaklaşmamız lazım. “Bu düşüncenin bende oluşmasına sebep olan şey neydi?” diye sorgulamamız gerekir.
Bunlar gibi kötü düşünceleri aslında kötü yapan şey onların bize ve topluma hiçbir faydası olmamasıdır. Marcus Aurelius’un da dediği gibi “kovana faydası olmayanın arıya da faydası olmaz.”. Sonuçta lüks içinde yüzen bir insanın ne kendine ne de topluma faydası oluyordur. Buradaki lüks yaşam sınırı, durulması gereken noktayı bilmek ve ayarı tutturmaktır. Bencillik gibi hastalıklı duygulardan uzak durup toplumun yararının da gözetilmesi gerekir. Zenginliği iyi yapan şey onun hangi anlamda kullanıldığıdır çünkü.
Peki hayattaki isteklerimizi ne kadar önemsiyor ve içselleştiriyoruz? Yada o isteğimizi yaşamımızda hangi noktada konumlandırıyoruz? Emin olun topluma faydası olacak olan mükemmel bir hedefimiz dahi olsa o hedef için harcadığımız efor çok cüzi kalıyor. Çünkü yaşamımızda çok fazla uyaran ve bizi gereksiz meşgul eden olaylar çıkıyor. Üstelik yaşadığımız devasa metropollerde her adımda farklı bir sorun ve stresle karşılaşmamak elde değil. Yine de insanın olduğu yerde iyilik bitmeyecektir. Bunu unutmayarak yolumuza devam edersek ve bütün sıkıntılara rağmen hayat amaçlarımızı gözetirsek elbet o süreç daha yaşanılır olacaktır. Önemli olan hedeflerimizi unutmamak ve her daim onlara gerekli özeni göstermektir.
Yaşadığımız bu hayatlar aslında kısacık ve ne zaman ne olacağını dahi bilemediğimiz bir yolculuk sadece. Bu yolculuğun yarın mı veya başka bir gün mü biteceğini ise asla tahmin edemeyiz. Her ne kadar yolculuğumuzun amacı bir yerlere varmak olsa da işin özü, varıp varamayacağımız bile meçhul. Varabiliriz de tabii, burada olay süreçten keyif ve mutluluk duymakta. Seneca’nın da bahsettiği gibi her günümüz son günümüzcesine yaşarsak, gereksiz ve sonrasında pişmanlık duyacağımız şeyler yapmazsak, ölürken şimdiye kadar yaptığımız şeyler hakkında gurur duyarsak ve her daim toplumun iyiliğini gözetirsek işte o zaman mutlu olabiliriz. Hayattan bir şeyler istemek yerine ondan keyif alacağımız süreçler yaratarak, arayıp da bulamadığımız mutluluğun anahtarını elde ederiz belki.
Yunus Emre Çırak
Son Yazılar
Hepsini GörSon zamanlarda bir laftır ağızlarda. Düzen bozuldu. Ne olacak bu düzen? Yoksa hep bozuktu da nesillerdir insanoğlu anlayamamış mıydı?...
Yok olmanın tanımı nedir? Mekan ve akan zaman içerisinde artık bulunmamak ortadan kaybolmaya yok olmak denilebilir. Peki aslında böyle...
Sürekli koşuyoruz, varılacak hedefler arasından hedef seçmeden. Sadece istediğimizi düşündüğümüz basit, gözümüzü boyayan, cafcaflı,...
Comentários